• BIST 109.052
  • Altın 274,485
  • Dolar 5,7932
  • Euro 6,4482
  • İçel 12 °C

Anamur 2.Tarım ve Gıda Fuarı’nda düzenlenen kompozisyon yarışması

Nihat ERKAN

Anamur 2.Tarım ve Gıda Fuarı’nda düzenlenen kompozisyon yarışmasını “Muz’un Başkenti” çalışmasıyla Kaan Mümtaz Polat kazandı.

Kaan, Anamur Muz’u ekseninde çilek, yerfıstığı ürünlerine de değinerek anne baba şefkatini de büyük bir hassasiyetle işlemiş.

Günümüzde yaşamakta olduğumuz terör felaketiyle muz lezzeti sarmalında derin bir hüzün rüzgârı estirmeyi başarmış Kaan. 

Annenin yiğit eşini kaybedip baba evine dönüşü, Türk anasının yiğitliği oğlunu işaretle bir yiğit daha yetiştirmekte olduğuna vurgu yapıyor.

Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarındaki Kara Fatmaları, Nine Kadınları anımsatıyor…

Kompozisyonun girişinde; ”Sarı saçları kıvır kıvır mavi gözlü paytak paytak yürüyen iki üç yaşlarında bir çocuktum” diyor.

“Paytak paytak yürüyüş” yerel bir deyim. Pek nadir kullanılıyor. Bu nedenle kullanılması dilimize zenginlik kazandırıyor. Yazar, bu sözcükleri hassasiyetle konunun içine sindirmeyi becermiş…

Fuar, muz, rengârenk stantlar binlerce ziyaretçi ülkemizin üzerine çöken acıların ateşini de içimize düşürerek muzla özdeşleşmiş, Anamur’u acıyı bal eyleyerek anlatma mahareti gözleniyor.

Yüksek okulu bitirip doğduğu Anamur’a tayin olma şansı çocukluk anıları, halkın ilgisi, “Muz’un Başkentinde kaybettiğim çocukluk lezzetimi bulmuştum” derken sonsuza kadar kaybettiği, her gün muz getiren baba hasreti .

Hüzünlendirerek düşündüren yaşamın sürprizlerini de yaşamla bütünleştiren birinciliği hak eden bir kompozisyon.

Mümtaz Kaan Polat’a başarılar dilerken kültür ve sanatı Anamur 2. Tarım ve Gıda Fuar ve festivaller programına katan ekibe de takdir ve teşekkürlerimi sunarım.

İşte, Yazar Nihat ERKAN'ın değerlendirdiği, Anamur Belediyesi'nin Atatürkçü Düşünce Derneği ile birlikte düzenlediği muz konulu yarışmada birinci olan Mümtaz Kaan Polat'ın o kompozisyonu:

MUZ’UN BAŞKENTİ

Sarı saçları kıvır kıvır, mavi gözlü paytak paytak yürüyen iki – üç   yaşlarında bir çocuktum.
Babamın mesai saatlerinin bitiminde elinde bana özel hediyeler ve yiyeceklerle eve gelmesini iple çekiyordum.  Avlu içerisinde bulunan evimizin, demirden bahçe kapısının gıcırtısıyla dikkat kesilir, evin merdiven başlığına kendimi atar, babamın Elinden, hemen hemen hiç eksik olmayan oyuncak ve yiyecekleri almak için onu karşılardım. Sanki rol yaparcasına ona yılışır beni sevmesini beklerdim. 
Babam hemen beni kucağına alır, öper, saçlarını okşar, bana aldığı, çoğunu ilk defa gördüğüm oyuncak  ve yiyecekleri bana verirdi. 

O günlerde bana aldığı ve benim yemekten zevk aldığım en güzel meyveydi Muz.  Babamın, sarı kabuklarını soymasını sabırsızlıkla bekler, bana uzatınca mis gibi kokusunu içime çeker, damağımda eriyen o güzel lezzeti rüya güzelliğinde yaşardım hep.  

Nisan yağmurlarının evimizin penceresini ıslattığı bir gün babam yine eve eli boş gelmemiş,  bana muz getirmişti.  Ama babam üzgündü…!  Bugün her günkü gibi değildi. Beni öpmemiş, saçımı okşamamış, “bugün ne yaptın bakalım aslan parçası” dememişti.

Annemle oturup uzun uzun konuştular.  Annem onu teselli ediyor, “-orası da vatanın bir parçası bey Sen nerede biz oradayız” diyordu.  Yıllar sonra  Anlamıştım; babam Askerdi ve o gün Güneydoğu'ya tayini çıkmıştı. “Ortalık karışık” diyordu babam. “Kendim için endişe etmiyorum, başıma bir hal gelirse ne yaparsın el kadar bir bebeyle.”  Babamın aklına gelen başına gelmişti. Babamın da nöbetçi olduğu bir gece karakola hainler saldırıda bulunmuş babamla beraber 13 silah arkadaşını şehit etmişlerdi.  Annem günlerce ağladı kendine gelemedi.  Benimle bile kaç günlerce teyzem ilgilendi. “Mecburen  Ankara'ya, baba evine dönmemiz gerekiyor” diyordu annem.  Öyle de oldu. Dedemlerin bize tahsis ettiği oda da, Annemin duvara astığı, babamın üniformalı resim  çerçevenin bir köşesinde, babamı son yolculuğuna uğurlandığımız gün  bana giydirdikleri üniformalı resmim duruyordu.  O resme her baktığımda “işte bir yiğit daha yetiştiriyorum”  diyerek ağlayan  annemin çığlıkları yankılanıyordu kulaklarımda.  

Artık okula gidiyordum, bazı şeyleri daha iyi anlıyordum.  Babam kadar sık olmasa da dedem ve teyzelerim de bana hediyeler alıyordu ama o babamın getirdiği Muz’un tadı ve kokusu sanki babamla beraber kaybolmuştu. O Muz hiç buralarda da bulunuyordu.  Babam zaten bana o Muz’ları verirken “Muzun Başkentinde Muz yenir al bakalım yiğidim” diyordu. 

Peki neresiydi bu Muz’un Başkenti….?

Yıllar sonra Okuduğum Üniversiteden  Öğretmen olarak mezun oldum. Şansım varmış bir kaç ay sonra tayinim,  Mersin'e çıktı.  İl Milli Eğitim'den de Anamur ilçesine görevlendirildim.

Tanımadığım bilmediğim bir şehrin beni tedirgin etti kadar, yeni görev heyecanım da bütün endişemi bastırıyordu.

Yerleşip çalışmaya başladım. Evimi yerleştirme konusunda komşularım bana çok yardımcı oldular. Akdeniz insanı sıcak kanlıdır derlerdi, onu burada bir kez daha gördüm. 

Bir akşam komşularım, Hoş geldin ziyaretime geldiler. Her biri elleri dolu dolu gelmişlerdi. “Niye zahmet ettiniz” dediğimde; “ Ne zahmeti Bunlar bizim kendi yetiştirdiğimiz ürünler; işte şu fıstığı yeni tarlamızdan söktük, Çileği senin için topladım, Mehmet ağabeyin Sera’ya  gitmişti, şansına bir muz dalı ağacında  sararmış, o da sana kısmetmiş deyip kesip getirdik” dediler. 

Muz daha kapıdan içeriye girerken çocukluğumdaki yediğim Muzun kokusu aynı şekilde içeriye girdi.
Muz’un Anamur’daki yerini sorduğum Mehmet ağabey; “Muz Anamur'un  ana gelir kaynaklarından  birisidir. Türkiye'de ve dünyada böyle lezzetli Muz yetiştiren başka bir yer yoktur. Bundan dolayıdır ki; Anamur Muz’un Başkenti deriz”  diye cevap verdi.

Ertesi sabahı zor ettim. Sabahleyin annemi arayıp halini hatırını sorduktan sonra bunları anlattım. Annem göz yaşlarına boğuldu. Ve şöyle söyledi: “Sen Anamur’da doğdun. O zaman Rahmetli baban orada görev yapıyordu. Sana hep işten eve dönerken çarşıdan Muz getirirdi. Sen çok severdin Muz’u,  Çünkü orası Muz’un Başkenti’ydi.” 

Komşu Mehmet ağabeyin getirdiği Muz’ları yerken eski damak tadım geri gelmişti. Yılların özlemi olan o lezzet. Sanki çocukluğumu yeniden yaşıyordum. Muz’un Başkentinde kaybettiğim çocukluk lezzetimi bulmuştum. 

Ama bana o Muz’u her gün getiren babamı sonsuza kadar kaybetmiştim.dsc_9323-001.jpg

20151009_113938.jpg

Bu yazı toplam 1052 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Anamurlunun Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0324 8164862